Arşiv logosu
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
Arşiv logosu
  • Koleksiyonlar
  • Sistem İçeriği
  • Analiz
  • Talep/Soru
  • Türkçe
  • English
  • Giriş
    Yeni kullanıcı mısınız? Kayıt için tıklayın. Şifrenizi mi unuttunuz?
  1. Ana Sayfa
  2. Yazara Göre Listele

Yazar "Karaduman, Ruken" seçeneğine göre listele

Listeleniyor 1 - 18 / 18
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    AHMEDÎ DİVANI'NDA KOZMİK UNSURLARIN KULLANIMI
    (Hatem TÜRK, 2020) Karaduman, Ruken
    İlkçağlardan itibaren insanoğlu, etrafında vuku bulan hadiselerin sebebi olarak gördüğü gökyüzü ve gök cisimlerine dair büyük hayranlık ve merak içinde olmuştur. Bu hayranlık ve merak, evrene bakıp estetik bir perspektif yakalamak isteyen sanatçılar tarafından hemen her dönemde; çeşitli inanç, gelenek ve hayal unsurları ile renklendirilerek sunulmaktadır. Klasik Türk edebiyatı döneminde ise; İslam öncesi mitlerden, Fars kültürüne ait bilgi ve inanışlardan, çeşitli kültürel öğelerden ve özellikle de İslamiyet'ten beslenen bir kozmik alem telakkisi mevcuttur. Kozmik unsurlar arasında büyük bir yeri olan felek, yıldızlar ve onların kader üzerindeki etkilerine dair inanışlar, divan şiirinin genel dokusunu içeren ipuçları sunma noktasında önem arz eder. Kullanım şekli ve hangi hayallerle birleştirilerek sunulduğu hususu farklı olsa da, hemen her divan şairi eserlerinde kozmik unsurlara ve onların etrafında oluşan motiflere yer vermektedir. On dördüncü yüzyılda Klasik edebiyatın kurulmasına önemli katkıları olan Ahmedi, divan şiirinin büyük üstatları arasında yer alır. Geniş kültürü, mitoloji bilgisi ve söyleyiş tarzıyla çağının ötesine geçen şairin divanında kozmik aleme dair unsurları ustalıkla kullanmış olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, Osmanlı toplumunda kozmolojiye dair genel bilgi ve inanışların neler olduğu açıklanmış; Ahmedi Divanı'ndaki kozmik aleme dair anlatımlar gökyüzü, yıldızlar, burçlar, gezegenler, ışık ve karanlık başlıkları altında ele alınmıştır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    BİR KENDİNİ BULMA VE VAROLUŞUNU GERÇEKLEŞTİRME YOLCULUĞU: LÂMİ’Î ÇELEBİ’NİN VÂMIK U AZRÂ MESNEVİSİ
    (2023) Erzen, Mehmet Halil; Karaduman, Ruken
    Carl Gustav Jung, bireyin yaşadığı topluma ait her şeyi hafızasına kaydettiğini söyler ve buna kolektif bilinçdışı adını verir. Kolektif bilinçdışına ait öğeler tüm insanlığın geçmiş deneyimlerinin ürünüdür ve nesilden nesile miras yoluyla aktarılmıştır. Jung’un takipçilerinden olan Joseph Campbell da kolektif bilinçdışı kavramı içerisinde yer alan kahraman arketipinden hareketle farklı milletlere ait mitsel ve efsanevi metinleri incelemiş; bunun neticesinde bahsi geçen metinlerin tamamında kahramanın benzer bir serüveni yaşadığı sonucuna varmıştır. Kahramanın yolculuğu şeklinde ifade edilen bu serüven, ana karakterin hem mecazen hem de reel olarak katettiği yolun döngüselliğini ifade etmektedir. Nitekim tekrar eden belli aşamaların ardından kahraman, başladığı yere dönmekte; olay örgüsü farklı gibi görünen hikâyelerde dahi kahramanın temel macerası benzer aşamalar içermektedir. Campbell’ın monomit olarak adlandırdığı, kahramanın döngüsel yolculuğunda katettiği aşamaların bahsi geçen anlatı türlerinde olduğu gibi mesnevi türünde de ortak olduğu görülmektedir. Bu bağlamda 16. yüzyıl aşk mesnevilerinden Lamiî Çelebi’nin Vamık u Azra Mesnevisi, monomitin çekirdek birimi olarak adlandırılan ayrılma, erginlenme ve dönüş aşamaları esas alınarak incelenmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    BİR KENDİNİ BULMA VE VAROLUŞUNU GERÇEKLEŞTİRME YOLCULUĞU: LÂMİ’Î ÇELEBİ’NİN VÂMIK U AZRÂ MESNEVİSİ
    (2023) Erzen, Mehmet Halil; Karaduman, Ruken
    Carl Gustav Jung, bireyin yaşadığı topluma ait her şeyi hafızasına kaydettiğini söyler ve buna kolektif bilinçdışı adını verir. Kolektif bilinçdışına ait öğeler tüm insanlığın geçmiş deneyimlerinin ürünüdür ve nesilden nesile miras yoluyla aktarılmıştır. Jung’un takipçilerinden olan Joseph Campbell da kolektif bilinçdışı kavramı içerisinde yer alan kahraman arketipinden hareketle farklı milletlere ait mitsel ve efsanevi metinleri incelemiş; bunun neticesinde bahsi geçen metinlerin tamamında kahramanın benzer bir serüveni yaşadığı sonucuna varmıştır. Kahramanın yolculuğu şeklinde ifade edilen bu serüven, ana karakterin hem mecazen hem de reel olarak katettiği yolun döngüselliğini ifade etmektedir. Nitekim tekrar eden belli aşamaların ardından kahraman, başladığı yere dönmekte; olay örgüsü farklı gibi görünen hikâyelerde dahi kahramanın temel macerası benzer aşamalar içermektedir. Campbell’ın monomit olarak adlandırdığı, kahramanın döngüsel yolculuğunda katettiği aşamaların bahsi geçen anlatı türlerinde olduğu gibi mesnevi türünde de ortak olduğu görülmektedir. Bu bağlamda 16. yüzyıl aşk mesnevilerinden Lamiî Çelebi’nin Vamık u Azra Mesnevisi, monomitin çekirdek birimi olarak adlandırılan ayrılma, erginlenme ve dönüş aşamaları esas alınarak incelenmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Cemşid ü Hurşid Mesnevisindeki Epizot ve Motiflerin Türk Halk Hikayeleri ve Masallarıyla Mukayesesi
    (Divan Edebiyatı Vakfı, 2021) Karaduman, Ruken
    Sözlü anlatım yoluyla günümüze ulaşan halk hikayeleri ve masallar, halk muhayyilesinde sentezlenen birçok kültürel unsuru ihtiva eder. Bu kültürel unsurların, yalnızca halk edebiyatı metinlerinde değil; klasik ve modern Türk edebiyatı ürünlerinde de izlerini takip etmek mümkündür. Her edebi gelenekte, önceki anlatılarla taşınan kültür birikimi, sosyal inanç sistemi ve yaşam tarzı sanatçı tarafından özümsenip onun kendine has perspektifi ile yansıtılır. Özellikle klasik Türk edebiyatının tahkiye esasına dayalı nazım biçimlerinden olan mesnevilerde kadim anlatıların; inanışlar, mitler ve efsaneler gibi kültürel miras ögelerinin etkileri yoğun biçimde hissedilmektedir. Bu durum şairlerimizin mesnevi formunu İran edebiyatı aracılığıyla tanıyıp kullanırken anlatılarını kendi kültürleri ile özdeşleştirmeyi de başardıklarının bir göstergesidir. Ahmedi'nin 4798 beyitlik Cemşid ü Hurşid mesnevisi, edebiyatımızda tahkiye tekniği bakımından önemli bir yere sahiptir. Telif bir eser olan bu mesnevinin epizot ve motifleri açısından ele alınıp Türk masalları ve halk hikayeleri gibi geleneksel anlatı türleri ile benzerlik ve farklılıklarının tespiti çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bu makalede Türk kültürüne ait birçok halk hikayesi ve masal incelenerek Cemşid ü Hurşid'deki biçim ve işlev yönüyle tekrar eden epizot ve motifler bağlamında Dede Korkut Hikayeleri, Elif ile Mahmut, Tahir ile Zühre, Raznihan ile Mahfiruze, Ferhad ile Şirin gibi halk hikayelerinden ve Güneş Kızı, Kırk Oğlan, Altın Araba adlı masallardan örneklere yer verilmiştir. Ayrıca; metinler arasındaki bağıntıları ortaya çıkarmak için mesnevinin olay akışı içindeki anlatımlar, zikredilen bu halk anlatı türleri ile özellikle kurgu dünyası, olağanüstülükler ve yapısal unsurlar noktasında ihtiva ettiği benzerlikler üzerinden değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Cemşîd ü HurşîdMesnevisindeki Epizot veMotiflerin Türk HalkHikâyeleri ve MasallarıylaMukayesesi
    (2021) Karaduman, Ruken
    Sözlü anlatım yoluyla günümüze ulaşan halk hikâyeleri vemasallar, halk muhayyilesinde sentezlenen birçok kültürelunsuru ihtiva eder. Bu kültürel unsurların, yalnızca halkedebiyatı metinlerinde değil; klasik ve modern Türk edebiyatıürünlerinde de izlerini takip etmek mümkündür. Her edebigelenekte, önceki anlatılarla taşınan kültür birikimi, sosyalinanç sistemi ve yaşam tarzı sanatçı tarafından özümseniponun kendine has perspektifi ile yansıtılır. Özellikle klasik Türkedebiyatının tahkiye esasına dayalı nazım biçimlerinden olan mesnevilerde kadim anlatıların; inanışlar, mitler ve efsanelergibi kültürel miras ögelerinin etkileri yoğun biçimdehissedilmektedir. Bu durum şairlerimizin mesnevî formunuİran edebiyatı aracılığıyla tanıyıp kullanırken anlatılarını kendikültürleri ile özdeşleştirmeyi de başardıklarının birgöstergesidir. Ahmedî’nin 4798 beyitlik Cemşîd ü Hurşîd mesnevisi,edebiyatımızda tahkiye tekniği bakımından önemli bir yeresahiptir. Telif bir eser olan bu mesnevinin epizot ve motifleriaçısından ele alınıp Türk masalları ve halk hikâyeleri gibigeleneksel anlatı türleri ile benzerlik ve farklılıklarının tespitiçalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bu makalede Türkkültürüne ait birçok halk hikâyesi ve masal incelenerek Cemşîdü Hurşîd’deki biçim ve işlev yönüyle tekrar eden epizot vemotifler bağlamında Dede Korkut Hikâyeleri, Elif ile Mahmut,Tahir ile Zühre, Raznihan ile Mahfiruze, Ferhad ile Şirin gibihalk hikâyelerinden ve Güneş Kızı, Kırk Oğlan, Altın Araba adlı masallardan örneklere yer verilmiştir. Ayrıca; metinlerarasındaki bağıntıları ortaya çıkarmak için mesnevinin olayakışı içindeki anlatımlar, zikredilen bu halk anlatı türleri ileözellikle kurgu dünyası, olağanüstülükler ve yapısal unsurlarnoktasında ihtiva ettiği benzerlikler üzerinden değerlendirmeyetabi tutulmuştur.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    ESRAR DEDE DİVANI'NDA MEVLANA VE MEVLEVİLİĞE DAİR UNSURLAR
    (Ağrı İbrahim Çeçen University, 2021) Kan, Ceylan; Karaduman, Ruken
    Esrar Dede, Mevlevilik kültürünün Türk edebiyatına kazandırdığı önemli şairlerden biridir. XVIII. yüzyılda yaşamış olan Esrar Dede, Mevlevi tarikatına kırklı yaşlarında intisap eder. Geç denilebilecek bir yaşta hayatının yönünü değiştiren şair, ömrünün son dokuz yılını Mevlevilikte kendini bulma yolculuğuna adar. Şeyh Galip gibi büyük bir şairin gözetiminde yetişen Esrar Dede, hocasından aldığı terbiyeyi kültürel birikimi ile sentezler ve kısa zamanda birçok eser vücuda getirir. Tarikat içerisinde yetişmiş Mevlevi şairden de etkilenen Esrar Dede, bu etkileşimi kendi şiir potasında eriterek oldukça özgün şiirler kaleme alır. Mevlevilikte dedelik makamına kadar yükselen şair, ömrünün son demlerini Galata Mevlevihanesi'nde uzlette geçirir. Esrar Dede'nin manevi kimliğini şekillendiren Mevlana ve Mevleviliğe dair unsurlar onun bir anlamda edebi hüviyetini de oluşturmaktadır. Bu çalışmada şairin divanından yola çıkılarak Esrar Dede'nin Mevlana'ya bakışı ile Mevlevilik kavramlarının onun zihninde ve manevi dünyasında nasıl karşılık bulduğu saptanmaya çalışılmıştır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    FUZÛLÎ'NİN BİR MURABBASININ METİNDİLBİLİMSEL AÇIDAN İNCELENMESİ
    (Cengiz ALYILMAZ, 2020) Karaduman, Ruken; İşimtekin, Soner
    Metindilbilim, metin merkezli edebiyat kuramları içerisinde ön plana çıkan nispeten yeni bir metin çözümleme yöntemidir. Bu yöntem bir taraftan metinsellik ölçütlerini sorgularken diğer taraftan da metin üreticiye dair biçem özelliklerini ortaya koyar. Özellikle, modern edebiyat metinlerinde örneklerini sıkça görmeye başladığımız metindilbilimsel analizler, eserin yapısını ve içeriğini belirleme hususunda belli bir noktaya ulaşmaya başlamıştır. Buna karşın Klasik edebiyatımızda, metin eksenli inceleme yöntemleri, son dönemlerdeki yapısalcı ve ontolojik söylem çözümlemeleri dışında, genellikle şerh ve tahlil çalışmaları çerçevesinde devam etmektedir. Yapmış olduğumuz literatür taramaları, Klasik edebiyat metinlerinde, metindilbilim kuramının tüm yönleriyle ele alındığı bir çalışmanın eksikliğini göstermektedir. Bu bağlamda ilk inceleme örneklerinden biri olan çalışmamızda, Klasik edebiyat metinlerinin alternatif bir dilbilimsel inceleme yöntemi olan metindilbilim yaklaşımıyla kazandığı yeni boyutları ortaya koymayı hedefledik. Bu makalede, metnin bütününe yaklaşımı ile klasik belagat çalışmalarından ayrılan metindilbiliminin ortaya çıkışı, amaçları, metnin anlaşılmasına sunduğu katkılar üzerinde durulmuş ve Fuzuli'nin mütekerrir bir murabba örneği olan manzumesi metindilbilim ölçütleri esas alınarak çözümlenmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    FUZÛLÎ’NİN BİR MURABBASININ METİNDİLBİLİMSEL AÇIDAN İNCELENMESİ
    (2020) Karaduman, Ruken; İşimtekin, Soner
    Metindilbilim, metin merkezli edebiyat kuramları içerisinde ön plana çıkannispeten yeni bir metin çözümleme yöntemidir. Bu yöntem bir taraftanmetinsellik ölçütlerini sorgularken diğer taraftan da metin üreticiye dair biçemözelliklerini ortaya koyar. Özellikle, modern edebiyat metinlerinde örneklerinisıkça görmeye başladığımız metindilbilimsel analizler, eserin yapısını veiçeriğini belirleme hususunda belli bir noktaya ulaşmaya başlamıştır. Bunakarşın Klasik edebiyatımızda, metin eksenli inceleme yöntemleri, sondönemlerdeki yapısalcı ve ontolojik söylem çözümlemeleri dışında, genellikleşerh ve tahlil çalışmaları çerçevesinde devam etmektedir. Yapmış olduğumuzliteratür taramaları, Klasik edebiyat metinlerinde, metindilbilim kuramınıntüm yönleriyle ele alındığı bir çalışmanın eksikliğini göstermektedir. Bubağlamda ilk inceleme örneklerinden biri olan çalışmamızda, Klasik edebiyatmetinlerinin alternatif bir dilbilimsel inceleme yöntemi olan metindilbilimyaklaşımıyla kazandığı yeni boyutları ortaya koymayı hedefledik.Bu makalede, metnin bütününe yaklaşımı ile klasik belagat çalışmalarındanayrılan metindilbiliminin ortaya çıkışı, amaçları, metnin anlaşılmasınasunduğu katkılar üzerinde durulmuş ve Fuzûlî'nin mütekerrir bir murabbaörneği olan manzumesi metindilbilim ölçütleri esas alınarak çözümlenmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Fuzûlî’nin Leylâ ve Mecnûn Mesnevisinde Ben ve Öteki Diyalektiğine Fenomenolojik Bir Yaklaşım
    (2025) Karaduman, Ruken
    Edmund Husserl tarafından ortaya konulan fenomenoloji (görüngübilim), fenomenlerin yani kavramların yeniden ve detaylı bir biçimde araştırılmasını, sorgulanmasını esas almaktadır. Bu felsefi metot, fiziksel dünyayı anlamlandırırken kişilerin bilincinde somut olay ve nesnelerin farklılaştığını, dolayısıyla dış dünyanın göreli olduğunu iddia eder. Mutlak ve değişmez olmayan gerçeklikte olguların evrensel özüne ulaşabilmek içinse bireysel bilgi ve deneyimlerin parantez içine alınması gereğini savunur. Fenomenolojik yaklaşımlarla benin ötekiyle deneyimi merkeze alınmaktadır. Bu düşünce metodolojisine göre, benin kendini inşa etme ve anlamlandırma sürecinde ihtiyaç duyduğu öteki, etkileşim içinde olduğu birey ve toplumdur. Benin devinimini gerektiren varoluşsal süreç ötekinin bakışıyla karşılıklı olarak gerçekleşmektedir. Bu çalışmada ben ile başlayan, kısa bir süre sonra biz olarak devam eden ve benin yeniden bireyselleşmesiyle ötekinin tamamen yok olduğu bir macera olarak Fuzûlî’nin Leylâ ile Mecnûn adlı mesnevisi ele alınmıştır. Ben ve öteki bağlamında fenomenolojik açıdan incelenmesi amaçlanan mesnevideki ana kahramanlardan biri olan Mecnûn’un öteki ile ilişkisi, ötekinin nasıl algılandığı ve Mecnûn’un ötekinin varlığıyla öze nasıl ulaştığı üzerinde durulmuştur. Mesnevideki başkahramanın öteki ile ilişkisinde algı ve duyumsamalarının nasıl şekillendiği ve değiştiği tespit edilmeye, dramatik aksiyonda ben ve öteki ilişkisinin etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece aşk söyleminin öznesi olarak Mecnûn’un öteki ile ilişkisinde bilincin mutlak öteki ile bağı ve bu bağın nasıl geliştiği izlenebildiği görülmüştür.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Melihi ve Elif-namesi
    (Bayburt University, 2019) Karaduman, Ruken
    Klasik şiirimizde söz sanatı mı yoksa bir nazım şekli mi olduğu konusunda muhtelif görüşler olan elif-nameler hem divan hem de halk edebiyatının müştereklerindendir. Genellikle dini konularda yazılmakla birlikte, diğer konularda yazılmış örnekleri de bulunan ve günümüz akrostişlerine benzeyen bu manzumelerin, Türk şiirinde yüze yakın örneği tespit edilmiştir.Mürettep bir divanı bulunmayan Melihi'nin, nazire mecmualarında tesadüf ettiğimiz toplam 18 şiirine ve çeşitli tezkirelerde hakkında verilen bilgilere dayanarak, döneminin önemli şairleri arasında yer aldığını söylemek mümkündür. Ahmet Paşa'nın hocası ve Fatih sultan Mehmet'in musahibi olan Melihi, ilim yönü oldukça kuvvetli bir şairdir. Ancak sürdürdüğü derbeder yaşam tarzı, onun şiir dünyasında hak ettiği yeri alamamasının başlıca nedeni olur. Şairin elimizde bulunan az sayıdaki şiirleri içinde dikkat çekenlerden biri de elif-name şeklindeki gazelidir. Bu makalede, genel olarak elif-nameler hakkında bilgi verilmiş; 15. yüzyılın kalender mizaçlı şairi Melihi tanıtılmıştır. Ayrıca Melihi'nin elif-name şeklindeki gazeli günümüz Türkçesine aktarılarak şekil-muhteva özellikleri açısından incelenmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Metinlerarasılık Çerçevesinde Lâmi’î Çelebi’nin Vâmık u Azrâ Mesnevisi
    (2021) Karaduman, Ruken
    Yazınsallık ölçütlerinden biri olan metinlerarasılık, bir metnin başka metin türleri ile arasındaki ilişki olarak\rifade edilebilir. Metinlerarasılık yöntemi ile metnin önceki metinlere dair taşıdığı izleri ve farklı metinler\rarasındaki bağıntıları tespit etmek mümkündür. Bu çalışmada, XVI. yüzyılda Lâmi’î Çelebi tarafından telif bir\reser olarak yazılan Vâmık u Azrâ mesnevisi metinlerarası ilişkiler bağlamında ele alınmakta; mesnevide gönderge,\ranıştırma, gizli alıntı gibi yöntemler çerçevesinde Türk, Arap, İran, Yunan ve Çin kültürlerine ait anlatı\runsurlarının işlenişleri irdelenmektedir. Vâmık u Azrâ’da hikâyenin başkahramanı Vâmık; başta Süleyman\rPeygamber olmak üzere İbrahim, Narkissos, Mecnun, Cemşîd gibi tarihî veya kurgusal şahısların çeşitli özellikleri\rile vasıflandırılmış, onların hikâyelerine yapılan anıştırmalar ile metinlerarası ilişkiler kurulmuştur. Ayrıca nerre\rismiyle ifade edilen pegasus benzeri varlıklar ve ejderhalar da yine çeşitli uluslara ait mitsel öğeler olarak söz\rkonusu eserde yer almaktadır. Metnin derinliğini artıran, okurun hayal ve kavrayış gücüne yönelik kurgulanmış\rbu anlatım unsurları eseri özgünleştirme, olay örgüsüne katkı sağlama, maceraya heyecan katma gibi pek çok\rfonksiyona sahiptir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Nefs, Akıl Ve Gönül Kavramlarını İd, Ego, Süperego Bağlamında Okuma Denemesi: Fuzûlî Divanı Örneği
    (2021) Karaduman, Ruken
    Özünde insanın anlamaya ve açıklamaya çalıştığı benliğini, bilim adamları ve sanatçılar, çoğu zaman farklı kavramları kullanarak aynı şekilde izah eder. Divan şairleri ise kadim bilgiler, öğretiler, inançlarla şekillenen söylemlerini -başka çağ ve coğrafyalarda bambaşka adlandırılmış olsa da- insana dair temel özellikleri esas almak sureti ile evrensel biçimde işlemişlerdir. Nitekim farklı disiplinlerin alanyazınından istifade edilerek yapılacak tahliller, klasik Türk şiirinin mantık ve evrensellik çerçevesi ile kuşatılmış bir bütünlük olduğunu göstermesi açısından önem arz etmektedir. Psikoloji bilimi ve psikanaliz çalışmaları da bu noktada klasik şiirlerde anlatılan insanı farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilme açısından çeşitli imkânlar sunmaktadır. Psikanalizle ilgili önemli çalışmalara imza atan Freud, yapısal kişilik kuramı ile insan duygu ve davranışlarının id, ego, süperego diye adlandırdığı zihinsel yapıların etkileri sonucunda ortaya çıktığını ifade eder. Bu kuramla bilinçdışı istekler, dürtüler ve haz ilkesine bağlı hareket eden bir yapı olarak id, gerçeklikle bağlantı kurmaya çalışan, bilinçli denge mekanizması ego ve geleneksel değerlerin ve ideallerin içsel temsilcisi süperego (üstbenlik) sistematize edilerek açıklanır. İdin ahlak dışı istekleri ile süperegonun mükemmelliğe ulaşmaya çalışan ahlakî ve vicdanî yönü arasında benlik işlevlerini yerine getirmeye çalışan egonun, dürtüler üzerinde egemenlik kurma ve diğer taraftan da id, süperego ile gerçekliği bağdaştırma çabasına değinilir. Gelenekte ise benliğin parçaları olarak ifade edilebilecek id, ego ve süperegonun özellikle tasavvufi şiirlerde belirginleşen nefs, akıl ve gönül/kalp kavramları ile zikredildiği söylenebilir. Klasik Türk şiirinde dünyevî zevklerin peşinden giden, insanın var olma amacı ile uyuşamayan, mantıksız içgüdüleri kovalayan nefs, bu özellikleri ile aşağılanan ve eleştirilen bir unsur olarak karşımıza çıkar. Kendi istekleri doğrultusunda harekete geçen ve İlahî gerçekliğin farkında olmayan nefse karşı kalp/gönül ise insan-ı kâmil olma idealini gerçekleştirmeye çalıştığından doğru ve yanlışı özellikle tasavvufî öğretiler çerçevesinde belirleyen manevi bir yapı olarak takdim edilir. Diğer taraftan akıl, nefsin dürtülerini bastırmak, onun haz ilkesine karşı gerçeklik ilkesini devreye sokmak durumundadır. Ancak aklın, gönlün isteklerini de çevresel koşullar gereğince denetleyip düzenlemesi gerekmektedir. Bu noktada genellikle gönlün yanında tarafını alan divan şairleri gönlün arzuları üzerinde egemenlik kurmaya çalışan aklın karşısında bir konum alır. Onu gerçek anlamı bulma konusunda eksik ve aciz olarak tanımlar. Şairler, genel olarak akıl engelini aradan çıkarıp nefsi de saf dışı bırakmak sureti ile yalnızca gönülle hemhal olma isteklerini sıklıkla vurgular. Şairin iç dünyasına, insana ve hayata bakış açısına dair bilinçli veya bilinçaltı düzeyde çeşitli ipuçları sunan nefs, akıl, gönül ve onlarla bağıntılı kullanılan imgelerin id, ego ve süperego ile örtüşen anlam çerçevesini tespit, bu makalenin amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda Freud’un teorik saptamaları esas alınarak Fuzûlî Divanı’ndaki nefs, akıl, gönül, kalp odağında çeşitli anlatım hususiyetleri ve kavramlar ele alınmış; yorumlanmaya çalışılmıştır. Fuzûlî’nin, özellikle tasavvufî fikirlerinin yansıması olan anlatımlarında, nefsin hoş karşılanamayacak isteklerini, aklın ise iyi ile kötüyü ayırt etme vasfını ön plana çıkardığı görülmektedir. Ancak sorgulayan ve engel çıkaran akla karşılık şair, mutlak güzelliğin tecelli aynası olan gönlün değerlerini öncelemiş; gönlü manevî ve ulvî bir konuma yerleştirmiştir. Çalışmamızda nefs, aklı, kalp ve gönül kavramlarının Fuzûlî Divanı’nda hangi bağlamlarda kullanıldığını belirlerken içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Söz konusu bu kavramlar, divanda fişleme yöntemi ile tasnif edildikten sonra, manzumelerin teması çerçevesinde şairin kavramlara yüklemiş olduğu anlamlar üzerinden genel bir değerlendirmeye gidilmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Neşâtî Divânı’nda bir anlamsal sapma çeşidi olarak alışılmamış bağdaştırmalar
    (2020) Karaduman, Ruken
    Şiir, dilin estetik kullanım özelliklerinin üst düzeyde tutulduğu edebî türlerin başında gelir. Şair, şiirdeki estetik yapıyı kurmak adına zengin imgeler, çeşitli söz oyunları ve günlük dil kullanımının dışına çıkan sözcük gruplarıyla yoğun bir anlatım sağlar. Özellikle, dil ögelerinin yeni bağdaştırmalar ve birleştirmeler yoluyla dizelere dökülmesi, şairlerin özgün ve güçlü anlatımlarında oldukça önemli bir yere sahiptir. Zira bağdaştırmalar, dilin anlatım olanaklarını artırarak okuyucu veya dinleyici üzerinde güçlü bir etki oluşturur. Günümüz dil ve edebiyat biliminin önemli bir çalışma konusu olan bu anlatım özelliklerini derinlemesine tetkik ise hem şaire hem de şiirdeki bilinç dışı ögelerin tespitine dair farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Edebî eserler içerisinde şiir, düzyazıdan daha özel bir yapı arz eder. Bu yapının tam olarak anlaşılması için, alışılmamış bağdaştırma örneklerinin incelenmesi; metnin derin yapısına dair ipuçlarına ulaşma ve metnin anlam çerçevesini tam olarak belirleme adına oldukça önemlidir. Sınırları zorlayarak kendini var eden bir yapı olan alışılmamış bağdaştırmalar, divan şiirinde daha çok terkipler biçiminde karşımıza çıkar. Özellikle Sebk-i Hindî şiirlerinde vazgeçilmez bir yeri olan terkipler, bu tarzın ilk örneklerini sunan Neşâtî'nin şiirlerinde de sıkça kullanılmıştır. Şairin anlatım gücünü ve şiir dilinin özelliklerini gösteren terkiplerde hâsıl olan alışılmamış bağdaştırmalar, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Neşâtî Divanı’ndaki alışılmamış bağdaştırmalar incelenirken metaforlar, somutsoyut anlatımlar, zıt kavramların yarattığı denge ve sözcüklerin duygu değerlerinden hareketle ortaya konan farklı simgesel ifadeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmış; çalışmamızdaki başlıklar bu şekildeki tasniflerden yola çıkılarak belirlenmiştir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Platon’un İdealar Âlemi Teorisi ile Divan Şiirindeki Bazı Anlatıların Benzerlikleri
    (2023) Karaduman, Ruken; Erzen, Mehmet Halil
    Antik Yunan filozoflarından Platon, düşünce tarihinde oldukça önemli bir yere sahiptir. O, kendisinden sonraki birçok düşünürü derinden etkilemiş ve düşünce hareketlerinden bazılarının temellerini atmıştır. Platon’un ahlak, estetik, metafizik gibi alanlardaki görüşleri arasında geliştirdiği en dikkat çekici teorilerinden biri olan idealar teorisinde, orijinalin yani hakikatin yansıması olarak idealardan söz edilir. İdealar kuramına göre nesneler (görüngüler) ve idealar şeklinde iki farklı dünya vardır. Bedensel varlığı nesneler dünyasında yer alan insanın sahip olduğu zannına kapıldığı bilgiler birer doksa (sanı)dan başka bir şey değildir. Gerçek bilgi ancak idealar âlemine aittir. Nitekim idea; gerçek, kalıcı, sürekli ve değişmez olandır. Nesneler ise ideanın sûretinden başka bir şey değildir. Bu teorideki özellikle zaman ve mekândan bağımsız, fiziksel dünyanın ötesinde ancak bu dünya ile sıkı biçimde bağlantılı bir dünya olarak ideaların izahı, tasavvuf düşüncesiyle ve divan şiirindeki bazı metaforlar ile çeşitli noktalarda benzerlikler göstermektedir. Bilhassa Platon’un mağara alegorisinin tasavvufi okumalara imkân sunan anlatım özellikleri çağrışımın niteliğini artırmaktadır. Bu benzerliklerdeki esas nokta tasavvuftaki tecelli anlayışına paralel biçimde ideanın doğruluk, güzellik ve iyiliğin aslı kabul edilirken dünyadaki nesnelerin ise ideaların yansımaları olduğu fikridir. Buradan hareketle çalışmamızda, idealar kuramı klasik Türk şiiri bağlamında ele alınmakta; Platon’un idealar âlemi ve ilgili görüşlerinin bilhassa tasavvufi şiirlere koşut yönleri üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda Divan şairlerinin nesneler dünyası üzerine söylemlerinde sıklıkla kullandıkları rüya, ayna, fânûs-ı hayâl, zıll-ı hayâl, serab gibi motiflerin idealar kuramındaki düşünüş şekilleri ile ortaklıkları dikkat çeker. Ancak bu çalışmada tasavvufî düşünüş şekillerinin eski Yunan felsefesinden ne kadar ve nasıl etkilendiğini ortaya koymaktan ziyade divan şiirindeki bazı anlatımlara farklı bir çerçeveden bakmak amaçlanmıştır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Platon’un İdealar Âlemi Teorisi ile Divan Şiirindeki Bazı Anlatıların Benzerlikleri
    (2023) Karaduman, Ruken; Erzen, Mehmet Halil
    Antik Yunan filozoflarından Platon, düşünce tarihinde oldukça önemli bir yere sahiptir. O, kendisinden sonraki birçok düşünürü derinden etkilemiş ve düşünce hareketlerinden bazılarının temellerini atmıştır. Platon’un ahlak, estetik, metafizik gibi alanlardaki görüşleri arasında geliştirdiği en dikkat çekici teorilerinden biri olan idealar teorisinde, orijinalin yani hakikatin yansıması olarak idealardan söz edilir. İdealar kuramına göre nesneler (görüngüler) ve idealar şeklinde iki farklı dünya vardır. Bedensel varlığı nesneler dünyasında yer alan insanın sahip olduğu zannına kapıldığı bilgiler birer doksa (sanı)dan başka bir şey değildir. Gerçek bilgi ancak idealar âlemine aittir. Nitekim idea; gerçek, kalıcı, sürekli ve değişmez olandır. Nesneler ise ideanın sûretinden başka bir şey değildir. Bu teorideki özellikle zaman ve mekândan bağımsız, fiziksel dünyanın ötesinde ancak bu dünya ile sıkı biçimde bağlantılı bir dünya olarak ideaların izahı, tasavvuf düşüncesiyle ve divan şiirindeki bazı metaforlar ile çeşitli noktalarda benzerlikler göstermektedir. Bilhassa Platon’un mağara alegorisinin tasavvufi okumalara imkân sunan anlatım özellikleri çağrışımın niteliğini artırmaktadır. Bu benzerliklerdeki esas nokta tasavvuftaki tecelli anlayışına paralel biçimde ideanın doğruluk, güzellik ve iyiliğin aslı kabul edilirken dünyadaki nesnelerin ise ideaların yansımaları olduğu fikridir. Buradan hareketle çalışmamızda, idealar kuramı klasik Türk şiiri bağlamında ele alınmakta; Platon’un idealar âlemi ve ilgili görüşlerinin bilhassa tasavvufi şiirlere koşut yönleri üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda Divan şairlerinin nesneler dünyası üzerine söylemlerinde sıklıkla kullandıkları rüya, ayna, fânûs-ı hayâl, zıll-ı hayâl, serab gibi motiflerin idealar kuramındaki düşünüş şekilleri ile ortaklıkları dikkat çeker. Ancak bu çalışmada tasavvufî düşünüş şekillerinin eski Yunan felsefesinden ne kadar ve nasıl etkilendiğini ortaya koymaktan ziyade divan şiirindeki bazı anlatımlara farklı bir çerçeveden bakmak amaçlanmıştır.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Süheyl ü Nevbahar'ın Kurgu Dünyası: Yapısal Unsurlar Yönüyle Bir İnceleme
    (Gümüşhane Üniversitesi, 2021) Karaduman, Ruken
    Klasik Türk edebiyatı nazım şekillerinden olan mesneviler, yapısal unsurları ve kullanılan anlatım teknikleri gibi hususlarda günümüz hikaye ve romanları ile koşut bir yapı arz eder. Bu bağlamda, mesnevilerin modern anlatı formlarının inceleme yöntemleri ile çözümlenmesi, metne çok yönlü bir bakış açısı kazandırmaktadır. Çalışmamızda Süheyl ü Nevbahar mesnevisi, roman ve hikaye inceleme yöntemlerinden yola çıkılarak olay, kahramanlar, zaman, mekan, bakış açısı, dil ve anlatım hususiyetleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Adı ve müellifi tespit edilememiş Farsça bir eserden hareketle Türkçeye aktarılan Süheyl ü Nevbahar, 5703 beyitten oluşur. Telif bir aşk mesnevisi olan eserin ilk bin beyti İzzeddin Ahmet, kalan bölümleri ise Hoca Mesud tarafından kaleme alınır. Süheyl ü Nevbahar, anlatım teknikleri açısından oldukça başarılıdır. Eserde tasvir, diyalog, iç monolog, özetleme gibi modern anlatılarda görülen teknikler yoğun ve etkili biçimde kullanılmıştır. İçeriği ve çok katmanlı yapısıyla modern anlatı metinlerinin kurgusunu çağrıştıran bu mesnevi, Süheyl ile Nevbahar'ın aşklarını ve kavuşma mücadelelerini konu edinir. Zengin bir şahıs kadrosu, mekan ve zamana dair anlatım hususiyetleri konuyu oldukça dikkat çekici kılar. Ancak; beşeri aşk konusunda Anadolu sahasında yazılmış ilk örneklerden olması hasebiyle Süheyl ü Nevbahar'da kurgusal yönden bazı eksiklikler de mevcuttur. Tekrarlar ve yoğun tesadüflerle örülü olay zinciri, müellifin sıklıkla konuyu kesip okura kendi dünya görüşünü ve yorumlarını aktarması, olaylar sonuçlandıktan sonra da anlatımların didaktik bir amaç çerçevesinde oldukça uzun tutulması vb. eserin kurgusal yönden zayıf tarafları olarak ifade edilebilir.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    The Vamık u Azra Mesnevi of Lami Chalabi in the Framework of Intertextuality
    (Muş Alparslan Üniversitesi, 2021) Karaduman, Ruken
    Intertextuality, one of the literary criteria, can be expressed as the relationship between a text and other text types. With the intertextuality method, the traces the text carries about the previous texts and the relations in different texts are determined. In this study, Lami'i Çelebi's mesnevi named Vamık u Azra is discussed in the context of intertextual relations. In the mesnevi Turkish, Arab, Iran, Greek and Chinese narrative elements were examined in the framework of methods such as referent, recitation and secret quotation. The protagonist of the story, Vamık, was characterized by various characteristics of historical or other fictional figures such as Prophet Solomon, Ibrahim, Narcissus, Mecnun, Cemşid, and intertextual relations were established with the associations made to their stories. In addition, pegasus-like beings and dragons expressed as nerre are also included in the mesnevi as mythical elements belonging to various nations. These narrative elements, which provide the depth of the text and are aimed at the imagination and comprehension of the reader, have many functions such as originalizing the work, contributing to the plot, and adding excitement to the adventure.
  • Küçük Resim Yok
    Öğe
    Vâmık u Azrâ Mesnevisinde Kimlikleri Temsil Eden Sembolik Bir Değer Olarak Kahraman İsimleri
    (2021) Karaduman, Ruken
    Olay çevresinde gelişen bazı edebi metinlerde kahraman isimleri; onların mizaçları, fiziksel özellikleri, uyandırdıkları duygular, okurun beklentileri veya yazarın ideolojik tercihleri gibi esaslara göre belirlenmektedir. Eserin izlek ve mesajına uygun tasarlanan bu isimler, tasarının bir parçası olarak kurguyu çeşitli yönlerden destekler; okura, kahramanları henüz tanımadan onların isimleri aracılığı ile bazı ön bilgiler aktarır. Ayrıca verilmek istenen mesajları kuvvetlendirir, kahramanın karakterizasyonunu pekiştirerek eserin çağrışım özelliklerini zenginleştirir. XVI. yüzyılın ünlü mesnevi şairi Lâmi’î Çelebi’nin Vâmık u Azrâ adlı mesnevisi de eserdeki kahraman isimlerinin, betimlenen kimliklerle ilgili sembolik bir değer taşıması yönüyle dikkat çekmektedir. Vâmık u Azrâ’da kahramanlar, müellifin ve toplumun beklentilerine uygun eylem ve özellikleri ile genel birer tip portresi çizer. İsimler ise zihinlerde hemen tüm mesnevi kahramanlarına dair oluşan genel tip özelliklerini çerçeveler. Lâmi’î Çelebi, eserinde vermek istediği iletiler doğrultusunda kişiler ve eylemler tasarlayıp isimleri aracılığıyla da kahramanları ve onların edimlerini yönlendirir ve kuşatır. Bu çalışmada, kahraman isimlerinin Vâmık u Azrâ mesnevisindeki işlevleri ile eserin alt metninde verilmek istenen mesajlara katkısı üzerinde durulmaktadır. Çalışmanın amacı, kahraman isimlerinin birer sembol olarak yapı ve işlevlerini inceleyip mesnevideki isim seçimlerinin rolünü tanımlamaktır.

| Bayburt Üniversitesi | Kütüphane | Rehber | OAI-PMH |

Bu site Creative Commons Alıntı-Gayri Ticari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile korunmaktadır.


Bayburt Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı, Bayburt, TÜRKİYE
İçerikte herhangi bir hata görürseniz lütfen bize bildirin

DSpace 7.6.1, Powered by İdeal DSpace

DSpace yazılımı telif hakkı © 2002-2026 LYRASIS

  • Çerez Ayarları
  • Gizlilik Politikası
  • Son Kullanıcı Sözleşmesi
  • Geri Bildirim